Işığın olmadığı ve gıdanın sınırlı olduğu derin okyanuslarda
yaşayan fener balıkları (Lophius piscatorius) canlıların yaşanılması en zor şartlarda bile hayatta kalabilmek için bir yol
bulabildiklerinin akıl almaz bir örneğini teşkil ederler. Fener balıkları isimlerini avlarını yakalamak için kullandıkları
bir “olta” görevi üstlenen, sırt yüzgeçlerinin bir uzantısı şeklinde görülen ve karanlıkta ışık saçan organlarından alırlar.
(Fener balıkları, İngilizce’de “angler fish” olarak bilinirken, “angler” olta ile balık tutan kimse anlamına gelmektedir).
Fener balıklarının 1.2 metreyi bulabilen türlerine rastlanmakla da birlikte
genellikle dişileri 13 cm, erkekleri 4 cm civarındadır. Çoğunlukla
Atlantik ve Antartik Okyanusları’nın en derin kısımlarında yaşarlar. “Olta” fonksiyonunu üstlenen organ sadece dişi
bireylerde bulunur ve değişik türler arasında kanca tipleri ve ebatları değişkenlik gösterir. Fenerbalıklarında görülen
en harikulade özellik gösterdikleri seksüel dimorfizmdir (Eşeysel farklılaşma). Erkek fener balıkları bir parmak
büyüklüğündedir ve ufak çengel şeklinde bir dişleri vardır. Erkek birey dişinin vücudunu ısırarak kendisini ona kenetler. Erkek
bireyin ağzı, dişi bireyin derisiyle kaynaşır ve iki balığın kan damarları birleşir. Bundan sonra erkek birey
hayatının geri kalanını dişi bireyin besinlerini kullanan bir parazit gibi geçirir. Eğer bir erkek fener balığı bir dişiye
bağlanamazsa sonuç olarak hayatını sürdüremez.
Avustralya topraklarında, su kaynaklarına yakın alanlarda
yaşayan bir cins kara yılan (Paeudechis porphriacus) genellikle her seferinde 20 canlı yılan doğurur.
1.5 metre uzunluğundaki bu yılanların tek bir seferde 40 canlı yılanı doğurdukları da görülmüştür.
Tek bir kahverengi yarasa (Myotis lucifugus)
bir saat içinde 600'den fazla sivrisineği yiyebilir.
Dünyada yaşayan en iri kemirgen canlı, yetişkinleri boy olarak 105 ile 135 cm arasında,
ağırlık olarak da 35 ile 65 kg. arasında değişen, yarı-sucul, otçul canlı Capybara’dır (Hydrochorhaerus capybara). Capybara'lar
suda çiftleşirler ve yırtıcı hayvanlardan kaçıp, saklanmak için suyu kullanırlar. Birkaç dakika kadar su altında
kalabilirler. Nehir bitkileri ve ağaç kabukları ile beslenirler. Etleri özellikle Venezuela’da çok meşhur olup, özel Capybara
çiftliklerinde üretilmektedir. 16. yüzyılda Roman Katolik Kilisesi’nin Capybara etinin balık etine eşdeğer olduğunu ve
kutsal Büyük Perhiz döneminde yenilebileceğini ilan etmesi ile bu hayvanın eti popülerlik kazanmıştır. Fakat yakın zamanda
Güneydoğu Brezilya’da aynı hayvanın Rocky Dağları Lekeli Humması (RMSF) hastalığının bir konağı olduğu ortaya
konulmuştur.
İstiridyeler, hangi cinsiyetin çiftleşme için en uygun olduğuna bağlı olarak
bir cinsiyetten diğerine dönüşebilirler.